Hangi dersin hocasıydı hatırlayamadım ama bir hocam dersinde değişmeyen tek şeyin değişimin kendisi olduğunu söyleyince gerçekten de o güne kadar duyduğum en doğru sözlerden biri olduğunu anladım. Herşey değişiyor efendim. Kuşlar, böcekler. duygular, düşünceler... Ve çocuklar.
Çocuklardaki değişime aklım asla ermiyor. Sanki 2000 yılından sonra doğan çocuklara özel olarak milenyum çipi eklenmiş gibi, annelerinin karnından birer yetişkin olarak doğuyorlar. Konuşmayı sökme gibi formaliteleri tamamladıktan sonra alın bir tanesini karşınıza, edebiyattan sanata, futboldan siyasete kadar herşeyi konuşun, sizden pek geri kalmayacaklardır. 8 yaşında bir çocuk annesiyle tartışırken ona cevap bile bırakmayacak kadar düzgün bir kontra cümleyle karşılık veriyorsa ben o çocuğun jenerasyonunun normalliğinden şüphe duyarım. Bizim zamanımızda (bu kalıba da hastayım) böyle şeyler pek yoktu. Aynı şekilde 8 yaşındaki bir çocuk kendisine msn ve facebook hesabı açabiliyorsa son 10 yıllık süreçteki bu değişim daha net anlaşılır hale gelmiştir sanıyorum.
Ben 8 yaşındayken böyle değildi ki. Top oynardık, eve geç kalınca annemizden azar işitirdik. Bisiklete binip dolanırdık sağı solu. Bisikletten düşmekten bir aralar kollarım bacaklarım sayısız yara bere içindeydi ki çevremdeki her arkadaşım da benzer durumdaydı. Bir de kavga ederdik tabi. Ben bir yerime bugüne kadar dikiş atılmadığı için şanslı sayılırım ama o dönemler gerçekten azınlıktaydım. Diyebilirsiniz ki "sen kendi adına konuş, biz böyle değildik ki trt 3 izler sanattan konuşurduk." Eğer benim yaş grubumdaysanız size sadece birbirimizi kandırmayalım demek zorunda kalırım efendim kusura bakmayın.
Peki niye kavga ederdik? Tamam şimdiki çocuklar genel olarak daha zeki, kabul, ama biz de kıt zekalı bir nesil değildik ki. Arkadaşlarıyla güzel güzel oynamak, geçinmek varken en yakın arkadaşlarıyla bile kavga edebilen bir nesildik. Nedenini ise çok sonraları buldum. Bir nesli birbirine kıran, şimdiki 20-25 yaş grubunun kafalarındaki yara bere izlerinin sebebi o lanet filmlerdi. Hani şu saçma sapan dövüş filmleri.
Nasıl bir furyaysa, bir aralar bu dövüş filmleri neredeyse her gün bir kanalda oynardı. Filmin genel şablonu pek basitti: Başrolde ekseriyetle Van Damme, Steven Seagal gibi kavgacı, agresif aktörler olurdu. Agresif aktörümüz genelde gariban, köylü ve toplum tarafından ezilmiş biri olurdu. Sonradan şans eseri para karşılığı dövüşülen, ülke kolluk kuvvetlerinin asla bulup "noluyo burda beyler kimlikleri görelim" diyemediği büyük ringlerde bulurdu kendini. Ringi yöneten, dövüşleri organize eden adam sarı ırka mensup, yaşlı ve uzun sakallı bir amca olurdu. Bu amca dev gibi bir gonga vurur ve dövüşçüler ringde karşı karşıya gelirdi. Dövüşçüler de 72 milletten özenle seçilmiş ilginç tipler olurdu. Ama bazı karakterler bu tür filmlerin ortak özneleriydi: Maymun stilinde dövüşen Asyalı abi, sumo güreşçisi, Allah ne verdiyse vuran iri kıyım adam gibi. Ben bir filmde Türk karakter gördüm, bildiğiniz neanderthal insanı oynatmışlar. Belki tarihteki ilk Türk öyle bişeydir bilemeyeceğim, ama benim gördüğm yüzbinlerce Türk'e asla benzemediğinden eminim. Neyse filmimizin ilerleyen bölümlerinde esas oğlan kendisinde doğuştan hazır olarak bulunan, az önce saydığım dövüşçü özelliklerinin an can alıcılarını bir bir sergilemeye başlar, son olarak da ringin en güçlü karakterini döver. Daha önceki dövüşlerin sonunda yenen dövüşçünün yenileni öldürmesi için işaret veren ring yöneticisi esas oğlana da aynı işareti verir. Ama esas oğlan gururludur, mağrurdur, düşene bir tekme daha vurmaz.
Tüm bunları izlemiş bir birey olarak düşünüyorum. Neden? Değer miydi şu konuda yüzlerce film çekip çoluğun çocuğun psikolojilsini çökertmeye? Bunları izleyip etkilenen çocukların birbiriyle yaptığı kavgaların günahı vebali bu filmleri çekenlerin boynunadır. Zaten Street Fighter ve Mortal Kombat'ın ziyadesiyle etkilediği zamanın çocuklarına en ağır darbeyi de bu filmler vurmuş, sokaklarıbirer dövüş ringine çevirmişti. Neyse ki bu furya da bitti de o nesilden sonraki çocuklar kavgayı dövüşü azaltıp dünya meselelerine kafa yorarak kendilerini geliştirmeye başladılar. Böyle baktığımız zaman bu filmlerin kötü mirasının birkaç yara bere izi değil, zamanını dövüşmekle harcayan bir jenerasyon olduğunu görüp daha da sinirlenmemek elde değil.
Ah be Van Damme abi! Gerçekten değer miydi buna?
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder