Kendimi bildim bileli konuyla tamamen alakasız genellemelerle başlayan yazılara özenmişimdir. O yüzden izninizle bu yazıya böyle bir giriş yaparak yıllardır hep heves ettiğim bir olguyu gerçekleştirmek istiyorum efendim.
İnsanoğlu doğar, büyür, yaşlanır ve kaçınılmaz bir sonla yüzyüze gelerek yaşama veda eder. Doğumdan itibaren de bitmeyen bir öğrenme süreci başlamış olur. Çevredeki her olayı büyük bir dikkatle izleyerek onları taklit etmeye başlayan bebekler zamanla konuşmayı, yürümeyi ve diğer ihtiyaçlarını gidermeyi öğrenirler diyerek bu alakasız genellemelerime burada son vermek istiyorum. ( Sonunda başardım, bir rüyam gerçek oldu!)
Konuşmaya başlamanın akabinde kendimi bildiğimden beri doğal olarak insanlarla dialoglara girmeye başladım. Her insan gibi saçmaladığım, karşımdakini anlamadığım, yanlış anladığım, veya kendimin bile anlam veremediğim şekilde doğru ve düzgün konuştuğum oldu. Birçok dialog hatırlıyorum ki gerçekten feci şekilde saçmaladım. Yine birçok dialog hatırlıyorum ki karşımdakinin saçma cümleleri arka arkaya dizmesinden sonra mantıklı veya mantıksız bir cevap verdim. Ama inanın bana, beni az sonra anlatacağım konuşma kadar derinden sarsan, beynimde kalıcı hasarlar yaratan, hayatı birkaç dakika içinde sorgulamama neden olan çok çok az konuşmaya şahit oldum.
Galatasaray'ın Avrupa'da başarılı olduğu, fakat bu maçları Cine5'in yayınlamasıyla çoğu kişinin bu maçları izleme zevkinden mahrum kaldığı dönemlerdi. Ben de Galatasaraylı olmamama rağmen bir futbolsever olarak bu maçları izlemekten hoşlanırdım. Tam o zamanlarda bilgisayarımın yenilenmesiyle TV kartı teknolojisiyle tanışan ben kısa süre sonra Cine5'in de bazı küçük yazılımlarla izlenebileceğini öğrendim ve maçların yapıldığı akşamlar anten kablosunu bağlamak amacıyla bilgisayarı salona kurarak maçları izlemeye başladım. Bunu yapmamla da çocukluk psikolojisinin getirisi olarak, sanki o yazılımı ben yazmışım gibi arkadaşlarıma hava atmaya başladım.
Yine bir gün bir arkadaşımla konuşurken söz akşamki maçtan açıldı. Yine havamı atacaktım. Ama ben nereden bilirdim o günün bende derin psikolojik etkiler bırakacağını? Bir cümleyle hayatımı, en azından çocukluğumun o bölümünü pek iyi anılarla hatırlamamamı sağlayan kara bir gündü o gün.
- Ya GS maçını izlemeye gidelim mi kahveye napsak?
+ Hee ben izleyebiliyorum zaten maçları napıcam kahvede.
Artistliğin de bu kadarı...
- Nasıl olm Cine5 mi aldınız siz?
+ Yok bilgisayarda şifresini çözebiliyorum programla öyle izliyorum.
- Şifresi kaç onun?
Vay ben ne edeyim nasıl edeyim, başımı alıp nerelere gideyim? Şifresi kaç? Pin kodu mu bu mübarek de ben söyleyince açılabilsin? Hadi diyelim 1453 gibi bir şifresi var. Nereye gireceksin o şifreyi de maçları izleyebileceksin? Bilgisayarla çok içli dışlı olan bir dahi de değildi bunu söyleyen; muhtemelen bildiği tek şifre Super Mario'da 4-2 bölümünden 8-1 bölümüne geçen yolu açan şifreydi.
Bu soru cümlesi karşısında mantıksız da olsa bir cevap verebilmiş olsaydım kesinlikle hatırlardım, fakat en ufak birşey diyememiş olmalıyım ki ondan sonrasını hiçbir şekilde hatırlamıyorum. Neyse bu konuyu da burada kapatıp tekrar unutmak istiyorum, hatırladıkça kötü oldum zira.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder