30 Haziran 2010 Çarşamba

Ömrümü Yedin Super Mario!

Çocukluğumu geçirdiğim yıllarda bilgisayarlar bu kadar yaygın değildi. Tabii çevrede bikaç tane bilgisayarlı ev bulunurdu ama çocuklu ailelerde çoğunlukla atariler olurdu. Hani şu garip dikdörtgen şekilli kasetlerden takılanlardan. Ve bu oyun kasetlerinin (yaklaşık) yüzde 82'sinin içinde Super Mario adlı oyun bulunurdu. İşte bu oyun kanımca sıradan bir çocuğun gelişiminde önemli tahribatlara yol açmıştır. Yani en azından benim açtı. Yaptığım gözlemler sonucunda küçükken sinirli ve agresif olan ben (ki bu dönem Mario oynadığım dönemlere denk gelir) bu oyundan koptukça sakin, huzurlu ve neşeli bir kimliğe büründüm. Tek bir örnekten yola çıkarak genelleyebilirim ki bu oyun zararlıdır ve yasaklanmalıdır.

Ne hevesle otururduk bu oyunun başına. "Bu sefer şu ihtiyar tesisatçı amca Mario'yu düzgün yönlendirip prensesi kurtaracağım" derdik. Koca kralın kızını neden tesisatçı kurtarır oraya hiç değinmiyorum bile. Neyse efendim bu amaçla yola çıkardık, o macera senin bu macera benim diyerek sağa sola saldırırdık. Yolda dankek görünümlü yaratıklar, asker miğferi görünümlü hilkat garibeleri ve uçurumlarda mütemadiyen aşağı yukarı hareket edip bizi öldürmeye ant içen alev topları arasından sıyrılıp şanslıysak kendimizi kaleye atardık. Kalede de binbir zorlukla ilerler, en sonunda ejderhayla karşılaşırdık. Tesisatçının ejderhayla imtihanını da kazandıktan sonra sevinirdik, çünkü prensesi kurtarmıştık. Prenses dediğimiz de kafasında kendi boyutunda mantar şapkası olan bişeydi. Ve o anda sözün bittiği yere gelirdik : "Thank you Mario, but our princess is in another castle!" Ulan ben bu kadar zorluğu bunun için mi aştım derdik kendimize ve bu sahte prensese küfürler savururduk. Ve işin ilginç yanı çevremde hemen her yaşıtım bu oyunu oynamasına rağmen bu gerçek prensesi bulanın olmaması. Gerçekten karanlık günlerdi o günler.

Bir hiç uğruna ömrümüzden çaldın Mario, ben ve yaşıtlarım sevmiyoruz seni!

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder