Güzel bir yemeği geride bıraktıktan sonra televizyonun karşısındaki kanepeye uzandım. Saçma sapan dizilerden, 3. sınıf aksiyon filmlerinden zapping yaparak kurtulmaya çalışırken üzerime bi ağırlık çöktü ve uykuya yenik düştüm. İşte yükselişim de tam o anda başladı. Yemeğin verdiği ağırlıktan yavaş yavaş kurtuldum ve iyice hafiflemeye başladığımı hissettim. Bir an sonra kanepenin üzerinde yükselmeye başladım. Gitgide yükseliyordum. Önce evi, apartmanı, daha sonra da yeryüzünü geride bırakıyordum.
"Yüksel ki yerin bu yer değildir,
Dünyaya gelmek hüner değildir."
Artık bulutlara kadar yükselmiştim. Aşağı baktığımda hiçbirşeyin net seçilemediğini görüyordum. Bu noktadan sonra etrafım birden kararmaya başladı. Artık ne bulutlar, ne yeryüzü görünüyordu. Bir süre daha yükseldikten sonra ayağımın bir zemine değdiğini hissettim. Nereye gittiğimi bilmeden birkaç adım attım ama hala en ufak birşey göremiyordum. Durup neler olduğunu, buranın neresi olduğunu düşünmeye başlamıştım ki kafama sert bir cisim büyük bir hızla indi. Hissettiğim büyük acıyla yere yığıldım. Biraz sersemlemiştim. Darbenin geldiği tarafa döndüğümde etrafı gündüz gibi aydınlatan çok parlak bir ışık demeti gördüm. Yerde cam parçaları duruyordu. Biraz daha dikkatli baktığımda şu cam tartılardan birinin parçalanmış olduğunu gördüm. Kafama çarpan cisim bu olmalıydı çünkü başka hiçbirşey gözükmüyordu. Işığın içinden bir ses yükseldi:
- Evimize hoşgeldin zavallı şişman insan!
Korku içindeydim. Neler olduğunu anlamak için titreyerek sordum:
+ Kkk.. Kimsiniz? Burası neresi?
- Buranın nere olduğu önemli değil. Sana bazı söyleyeceklerim var!
+ Sssiizi dinliyorum...
- Yaptığımız araştırmalara göre siz zavallı insanların yüzde 93'ü tartıldıktan sonra kendine kabahat bulmak yerine tartının doğruluğunu sorguluyormuşsunuz!
+ Ama...
- Sen de en çok sorgulayanlardan biriymişsin! Seni o yüzden buraya çağırdım. Herkese durumu, gördüklerini anlat, biz tartıları suçlamayı bırakın, yoksa başınıza geleceklerden siz sorumlu olursunuz! Şimdi kaybol buradan!
Son cümlesi gökgürültüsü kadar sertti ve birden aşağı düşmeye başladım. Büyük bir hızla bulutların aşağısına doğru iniyordum. Sonra dünyaya yaklaştım, tam en yüksek hıza ulaştığım sırada kan ter içinde uyandım.
- Oğlum noluyo su gibi olmuşsun uyurken de sayıklıyordun?
+ Yok bişey anne yemek dokundu galiba.
- Bu sıcakta o kadar yersen olacağı o tabi!
Ben elçiyim efendim, elçiye zeval olmaz. Bundan sonra tartılara laf etmek yok. Kaç kilo gösteriyorsa o doğrudur, fazlaysa da bizim suçumuzdur. Gerçekten hiç şakaları yok, durum kritik, lütfen biraz sağduyu...
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder